“Put a little blue in everything you do” der çok sevdiğim bir Ingiliz deyimi, yani "Yaptığın her şeyin içine biraz mavi kat" der; boşa dememiştir. Çünkü bilir, mavi, beyazı masumluktan korur, yanısıra siyahı sürükler. Mavi, görünür kılınmış karanlıktır; ‘lingua franca’sıdır kağıda dökülememiş her duygunun.
Donuk olduğunda donduran, duru olduğunda rahatlatan, çok az renkle birlikte katlanılabilen; ama yine de dünyanin 3′te 1′ini kendine almış renktir mavi.
Her şeyi içine alan havanın, evreni sarmalayan o derin boşluğun rengi.
Tükenmek bilmez umudun, düşlerinden asla vazgeçmeyenlerin mavisi
Karanlığın gülümseme maskesi…
“Alışamadım bir türlü sığlara
benim yolum derinlere derinler mavidir
hasret şarkıları çalınır söylenir gönlümde
o yüzden dalar dalar giderim uçsuz mavilere
benim umutlarım mavi benim hüzünlerim mavi
bir de emanet yüreğim var bir bilseniz masmavi” demesinin bir sebebi olmalı Nev’in.
Mavi nihayetsiz bir enginliktir, bazen derin bir nihayetsizliktir. Hürriyettir mavi, kendini ve evini uzaklarda aramaktır.
Bazı vakitler alacakaranlık bir melâldir.
Kabına sığamamaktır, ya gönül kırıklığından ya coşkudan, yerinde duramamaktır. Akıp giden bir asalettir.
Gece vakti hem altına yaraşır, hem gümüşe. Tükenmeyen zamandır, yekpare.
Dinmeyen bir yakıcı susuzluktur, teskin edici bir serinliktir, baş döndürücüdür. Yüceliktir, ötelerden sesleniştir.
Çağrıdır; bilmediğin, ama tanıdığın, sevdiğindir. Alçalmasına tahammül edemeyeceğindir, süs püs oluverir bazen, boncuk boncuk; sesi kesilir, sus pus olur. Sabırsızlıktır, bekleyememektir ve bekletmeye gelmez; tez solar. Dünden gelip yarına giden bir yoldur, eşini yoldaşını aramaktır.
“tâ yanında” bile ona hasret olmaktır. İncecik sırça kırılganlığıyla kuşatılmış koca bir boşluktur, damla damla dolmaktır. Uzaklardan gelecek bir cevaptır mavi, zümrüt parmaklardan avuçlara inen heceler kavminin henüz yerleşik hayata geçememiş halidir.
Anlamlandırmaktır geceyi. Gül kurusu sandukaya matuf karanlıkta el yordamıyla huzuru bulmaktır. Harflerin sıcaklığın teninde hissetmektir biraz. Hissettikce yeşermektir.
“Tut nefesini, beraber dalalım’dır.
Nice batık gizler bağrında, hazine dolu. Yitiğinin saklandığı yerdir mavi, dün kaybettiğini yarın bulmaktır.
Özlemin tanımını bulduğu, hüznün kendini yaşadığı, bakışın derinleştiği, söze uyumun, müziğin, eşsizliğin katıldığı biricik noktanın adıdır mavi.
Mavi öz itibariyle hissettirir varlığını.
“Dokununca ben, mavi açar yanaklarında nazlı güllerin” diyebilmektir mavi.
Deliliktir, ardının hesaplanmayacağı cesaretler bütünüdür.
Geri adım atmanın zor olduğu andır mavi; akıp gitmektir nazlı lalelerin yetiştiği topraklara.
Huzur ve tek başınalığı sembolize eder biraz da. Güçlü bir duruş ve varoluşun yankılı imgesidir mavi.Yabancıdır aynı zamanda, insan olmayan, alışılmadık; ancak bir o kadar da gizleyen, kendi varlığını kendi içinde.
Yanılsamadır, bazen uzaktan görüldüğünde göz alıcı olan ama yakına gidildiğinde parlaklığının içinde boşluk olan.
Duvarları sembolize eder, duvarlar ki insanları tutsak eden, birbirinden ayıran ve bazen acımasızca çevrelerini ören.
Ama duvarların kimi hapsettiğini düşündürür hemen sonra; içindekini mi yoksa geri kalan her yeri mi?
İlgiyi cezbeder ve aynı zamanda yaklaşanı iter; dinginliğin içindeki gerçeklik dışı ve gizli kaostur o. Kendi içinde evrilir ve değişir ilk bakışında.
Saatler süren bir ritüelin etkileri gibi tayftan tayfa geçtiğini hissedersin.
Zümrütten geçen ışığın kırılmalarının izdüşümüdür mavi.
Uyarır mavi ve aynı zamanda sakinleştirir. Güvenli ve eşit oranda tehlikelidir. Dışı yaşamın kendisine dair olduğu oranda içi de yaşamın hemen sınırında, dışındadır; görmesini bilene.
Bir söz ustasına:
“Güneşin önünde
yarım kanat yelkenlidir aşk…
alır götürür seni
bilinmeyen maviliklere
mavi sevdadır bi’ tanem
mavi umut
sen gönlünü mavi tut e mi?
mavi tut!” dedirten de ta kendisidir mavinin.
Mavisini yitirmişse yaşamak bu ıssız vücutlar arası yolculukta, en yakın demlenme tesislerinde durmalı; biraz maviye bulanmalı. Sahi, ne kadar oldu sen maviye dokunmayalı?