Resmiyetten uzak bir teklifsizliğin rengidir kahverengi.
Hızlandırdığı sadece insanın kendisi değil, bazen duygularıdır da.
Aylar mesabesinde katedilmesi beklenenleri dakikalara sıkıştırabilir. Bi nevi
zip’li duygular devşirilebilir mahreminden kahverenginin.
‘Kahverengi’den evvel ‘konur’ dermiş
eski Türkler bu renge 'yanık kırmızı' anlamına gelen. Osmanlı döneminde ise ‘fındıki’ denir olmuş, kabuğundan
dolayı fındığın. Kahvenin Osmanlı topraklarına girmesiyle birlikte, 'kahverengi' ile mevcut formuna kavuşmuş.
Koyuluğu ortasından kenarlara doğru azalan
hayat biçiminin kimyasının, yaprak dökümünün, yağmurun, sessizliğin, hüznün ve
hazanın rengidir benim için. Hiçbir güz mutlu değildir gözümde. O yüzden kahverengidir güzün adı belleğimde.
"Vazgeçmenin rengidir kahverengi
giyinirken beni unut
soyunurken unutma
üzerine tuz atılmış kar rengi
seni beklediğim
kendiyle genleşen
noksanlığın tamamlanmaz geceleri
mahrumu olduğum hayat
nice kayıplarla aşk bilgeliği
binlerce neden dururken
vazgeçmenin rengiyle sevdim seni
tılsımını tekrarlayan bir tesadüf gibi.." der Mungan ve zihinlerde bambaşka bir
yere oturur artık kahvenin rengi. Toprağın rengidir, hayattır aynı zamanda. Yepyeni bir hayata
başlangıçtır kimi zaman. Tadılmayan; ama tadılması arzulanan heyecanların
doğumuna işarettir biraz da. Gebe olmaktır, uyanılmayan sabahlara, yazılmayan satırlara,
görülmeyen rüyalara ve aşılamayan okyanuslara. Bir iken iki olmaktır ve sırasıyla çoğalmak, hayata akmak... Hayat akmasıdır. Bi nevi yaşam sızar parmakuçlarından.
Nezakettir. Latif ve naif sözcüklerle iletişim kurmaktır
insanlarla. Çıkarları için ilkelerden taviz vermemektir. Geçmiş ile muhasebe
yapmak, ona göre geleceği şekillendirmektir. Rab ile münasebetini âli tutmaktır hatta. Dengeli ve uyumlu
bir sürerlikle hayata kendinden bişeyler katmaktır. Herhangi bir konuda karar vermeden evvel bütün şartları
dengede tutmanın adıdır kahverengi. Adalettir kısaca. İpek tenli bir terazidir,
tartar durur gel-gitleri. Açık ve berrak mantığın tene getirdiği şeffaflıktır
kahverengi. Duvarları yıkıp içe nüfuz etmenin adıdır. Arayışı bırakıp ‘buldum’ diye haykırabilmenin, cesaretinin
rengidir. Yıllardır beklenen; bulunduğunda da yaramaz bir haylazlıkla ‘Boz
bulanık bir günün ardından beklediğim masmavi sabahın yârenisin’ deyip ruhunun
en mahremine sürülesidir.
Şefkattir. Babasız büyüyen bir çocuğun başını okşarkenki yürek
titremesidir, eksik kalmışlık, yarım bırakılmıştıktır kahverengi.
Belki de titreyen yüreklerin bir ada sergüzeştine çıkıp huzur demledikleri fındık
gölgesidir kahverengi.
Bitirilemeyen cümleler, yarım kalan rüyalar, yüksekçe bir tepede asılı rengârenk balonların uçup gitmesiyle solan kız çocuğunun sağ göğsüne konan ve oradan hiç gitmeyecek olan izdir kahverengi.
'Her şey'likten 'hiçbir şey'liğe hızla düşerken girilen türbülansın rengidir kahverengi.
Kasımın müphem griliğinde Brooklyn Köprüsü'nün şehre bakan ayağına sırtını dayayıp, omzuna başını yaslamış sevgiliden yemyeşil bir soluk çekememenin karşılığıdır kahverengi.
‘Dur yahu, nereye gidiyorsun? Daha yeni başlıyordu oysa hikayemiz’in fonunda yükselen belli belirsiz bir Mercan Dede ezgisidir belki.