Wednesday, October 23, 2013

Güzün hüznü: Kahverengi

Resmiyetten uzak bir teklifsizliğin rengidir kahverengi. Hızlandırdığı sadece insanın kendisi değil, bazen duygularıdır da. Aylar mesabesinde katedilmesi beklenenleri dakikalara sıkıştırabilir. Bi nevi zip’li duygular devşirilebilir mahreminden kahverenginin.
‘Kahverengi’den evvel ‘konur’ dermiş eski Türkler bu renge 'yanık kırmızı' anlamına gelen. Osmanlı döneminde ise ‘fındıki’ denir olmuş, kabuğundan dolayı fındığın. Kahvenin Osmanlı topraklarına girmesiyle birlikte, 'kahverengi' ile mevcut formuna kavuşmuş.
Koyuluğu ortasından kenarlara doğru azalan hayat biçiminin kimyasının, yaprak dökümünün, yağmurun, sessizliğin, hüznün ve hazanın rengidir benim için. Hiçbir güz mutlu değildir gözümde. O yüzden kahverengidir güzün adı belleğimde.

"Vazgeçmenin rengidir kahverengi 
giyinirken beni unut
soyunurken unutma
üzerine tuz atılmış kar rengi
seni beklediğim
kendiyle genleşen
noksanlığın tamamlanmaz geceleri
mahrumu olduğum hayat
nice kayıplarla aşk bilgeliği
binlerce neden dururken
vazgeçmenin rengiyle sevdim seni
tılsımını tekrarlayan bir tesadüf gibi.." der Mungan ve zihinlerde bambaşka bir yere oturur artık kahvenin rengi. Toprağın rengidir, hayattır aynı zamanda. Yepyeni bir hayata başlangıçtır kimi zaman. Tadılmayan; ama tadılması arzulanan heyecanların doğumuna işarettir biraz da. Gebe olmaktır, uyanılmayan sabahlara, yazılmayan satırlara, görülmeyen rüyalara ve aşılamayan okyanuslara. Bir iken iki olmaktır ve sırasıyla çoğalmak, hayata akmak... Hayat akmasıdır. Bi nevi yaşam sızar parmakuçlarından.
Nezakettir. Latif ve naif sözcüklerle iletişim kurmaktır insanlarla. Çıkarları için ilkelerden taviz vermemektir. Geçmiş ile muhasebe yapmak, ona göre geleceği şekillendirmektir. Rab ile münasebetini âli tutmaktır hatta. Dengeli ve uyumlu bir sürerlikle hayata kendinden bişeyler katmaktır. Herhangi bir konuda karar vermeden evvel bütün şartları dengede tutmanın adıdır kahverengi. Adalettir kısaca. İpek tenli bir terazidir, tartar durur gel-gitleri. Açık ve berrak mantığın tene getirdiği şeffaflıktır kahverengi. Duvarları yıkıp içe nüfuz etmenin adıdır. Arayışı bırakıp ‘buldum’ diye haykırabilmenin, cesaretinin rengidir. Yıllardır beklenen; bulunduğunda da yaramaz bir haylazlıkla ‘Boz bulanık bir günün ardından beklediğim masmavi sabahın yârenisin’ deyip ruhunun en mahremine sürülesidir.

Şefkattir. Babasız büyüyen bir çocuğun başını okşarkenki yürek titremesidir, eksik kalmışlık, yarım bırakılmıştıktır kahverengi.
Belki de titreyen yüreklerin bir ada sergüzeştine çıkıp huzur demledikleri fındık gölgesidir kahverengi.
Bitirilemeyen cümleler, yarım kalan rüyalar, yüksekçe bir tepede asılı rengârenk balonların uçup gitmesiyle solan kız çocuğunun sağ göğsüne konan ve oradan hiç gitmeyecek olan izdir kahverengi.
'Her şey'likten 'hiçbir şey'liğe hızla düşerken girilen türbülansın rengidir kahverengi.
Kasımın müphem griliğinde Brooklyn Köprüsü'nün şehre bakan ayağına sırtını dayayıp, omzuna başını yaslamış sevgiliden yemyeşil bir soluk çekememenin karşılığıdır kahverengi.
‘Dur yahu, nereye gidiyorsun? Daha yeni başlıyordu oysa hikayemiz’in fonunda yükselen belli belirsiz bir Mercan Dede ezgisidir belki.

Tuesday, October 22, 2013

Ayrılığın 7 Günü

1.Gün
Henüz olan bitenin farkında değilsin. Daha olay çok sıcak. Ne üzülebilir, ne sevinebilirsin. Kendine uyduruk heyecanlar yaratıp 'Ayrıldık ama sikimde değil' havalarından vazgeçsen iyi edersin; çünkü birkaç zaman sonra göreceğin sen ile şimdiki arasındaki farkın derinliği başını döndürebilir.

İlk gün sıkıntılı geçmez pek. Çünkü henüz tam anlamıyla idrak edemiyceksin neler olup bittiğini, ta ki namussuz bir ezgi seni apansız yakalayıp ters yüz edene, birisi sana onun seslendiği gibi seslenene ya da onun kullandığı bir parfüm burnundan girip beyninin sarmallarını istila edene kadar.

Hatta ilk günün genelde 'İyi ki ayrılmışız ha. Baksana lan, dır dır dır başımın etini yiyordu. Oh bee' tadında geçtiği de söylenir. Fakat bu tür rivayetlere pek kulak asmamak da gerekir.

2.Gün
Dün kaç kere elinin telefona gittiğini ben mi söyliyim, yoksa sen mi söylersin? Efendim? Ha evet, alışkanlık tabi. Başka bişey değil. 'Hala yazmadı. Ulan! Yoksa?...'ların henüz ayyuka çıkmadı canım. Sabret. Bu minik fısıltılar tüm bilinçaltını dolduracak 3 vakte kadar, o zaman yeniden oku bu yazdıklarımı.
Ha, nerde kalmıştık? En son 'İyi ki ayrıldık' rasyonelleştirmelerindeydik di mi? Olayın en tatlı kısmı bence bu. 'Abi düşünsene, şimdiye 50 kere arayıp hesap sormuştu, ooohh bee'lerin zamanla yerini 'Yahu bu kadar mı sevmemiş beni? Bu kadar mı umrunda olmamışım? Ulan insan bi arar, sorar, merak eder! Vay amk' yollu mersiyelere bırakır.
Zordur 2.gün. Ağır alkol alınan gecenin sabahı gibidir çoğunlukla. Yeni yeni ayıkmaya, olayların farkına varmaya başlarsın. Ve işte o zaman ziller çalmaya başlar zihninin koridorlarında.

3.Gün
Hoşgeldin canım. Geç otur şöyle, üzerine kalın bişeyler al, üşütme. Biliyorum, ayrılığınıza rasyonel sebepler bulma ve kendini haklı çıkarma gayreti de bir yere kadar. E sen de haklısın. Düne kadar 'her şeyim' dediğinin bugün 'hiçbir şeyin' olması az koymaz insana. Yo yo, kabalaşmıyorum. Sadece gerçekliğin soğuk mermerine göt üstü oturdun. Şimdi yara bere içindedir senin kaput. Ha, fazla oturma orda. Tüm bu bokluğun üzerine cırcır olmanı kaldıramaz bünyen sonra.
Söylesene, bugün kaç mesaj atamadın ona? Kaç kere arayamadın? Yemedi mi yoksa? Ah, tabi ya. Arada bi gizli numaradan arayıp yoklamalar olmasa hayatından şüpheye düşecektin sonunda. Çalan her şarkının sanki kasten sana onu hatırlatan şarkılardan çıkmasına ne demeli? Yok yok, kesin karabüyü bu. Bu kadar da olamaz di mi? Yahu herkes mi melankoli, herkes mi acı çekiyor bu siktiğiminin dünyasında? O elindeki ne? İnanmıyorum! Bunca zaman dolabın kenarında duran, hatta 'Amaan, şu zevksize bak, bula bula bunu bulmuş alacak' dediğin kolyeyi parmağına mı doladın? Ay sen ne romantik oldun şu 3 günde yahu. Yerim yeeer.

4.Gün
Şurda eski mesajlarda 'Seni çok seviyorum, beni sensiz bırakma' olacaktı. Çıkarıp bulalım hadi onu. "Hani beni çok seviyordun? Hani bırakıp gitmemden korkuyordun? Bak, sen gittin işte!" temalı bir mesajın tam zamanı bence. Bakalım başka neler vaaar. Ovvvv, şu birlikte çekindiğiniz fotoğraflara ne demeli? Bence tam zamanı. Hani dudağını dayamış yanaklarına, sen de maymun gibi çıkmısşın hani. Ya var yaaa, 10 numara yemin ediyorum. Bu fotoğrafa erimiycek sevgili yoktur yeryüzünde. Offf, dur dur, Yaşar'dan bikaç şarkı sözü bulalııım. Sana bişey diyim mi? Bu gece ya sendesiniz, ya onun evinde. Kaçarı yok yani. O kadar diyim ben sana.

5.Gün
Ya dün biraz fazla umut verdim sanırım sana. Kusura bakma. Ama ne bileyim, o kadar hisli şeyler yazmışsın, o kadar güzel fotoğraflar yakalamışsın ki.. Ben olsam kesin dönerdim yani. Amaan siktir et kanka. Sana sevgili mi yok? Hem bak, birlikteyken sana yazan bi ton insan vardı. Aç bakıyım şu mesajları. İn aşşaa. İn in in in in.. Şu tip nasıl? Offf, bence şunu bi denemelisin. Tabi abi, ölenle ölünür mü? Siktir et yaa. Bak göreceksin, kaybeden o olucak. Sonunda köpek gibi gelicek kapına daaa. Sakın bak, şu yaşadıklarını asla unutma. Seni bu hale getirene bu yaşattıklarının hesabını sormazsan, en adi şerefsizsin! Tamam mı? Heh. Tamam. Hadi, ara bakalım şu tazeyi.

6.Gün
Hepsi mi sevgili yapmış? Yuh amk. Sözleşmişler sanki. Ya daha eskilere inseydin, ne bileyim lisedekiler falan..
Bak, çivi çiviyi söker olum. Sana şu anda zihnini meşgul edecek bişeyler lazım. Yaa siktir et, boşver, sen acını çekmek için takıl onunla, yarın bigün kendine geldiğinde şutlarsın. Boşver, seni kimse düşünmedi sen mi milleti düşünücen amk. Ara ara, saat geç meç ama, şey de.. Hmm. Heh! 'Birden aklıma düşüverdin, ben de aramak istedim' de. Biraz sesinin tonunu da yumuşaat. Heh. Hadi bakıyım, rastgele yavrum.

7.Gün
Nerdesin? Kapısında mı? Yuuh amk! E hani bi daha asla onu görmem falan di.. Hassiktir, gece orda mı uyudun? Valla ne diyim sana... Eee? Şimdi n'olcak? Kapıyı açmaz tabi. Telefonuna da çıkmaz. Hay aksi yaa. Dur dur, numarası neydi onun? Ver bana, ben şimdi şey gibi arıyım 'Pardon, son arananlarda siz vardınız; ben X Hastanesi'nden doktor bilmemne, burada biri var, aşırı dozda ilaç alıp intihar etmiş, belki tanıdığınızdır diye haber vermek istedim' falan diyim. Ne bileyim, vicdanı sızlar belki abi. Yok artık, onca şey yaşadınız. Taş kalpli olması lazım buna yumuşamaması için.
Dur dur arıyorum, bekle iki dakka sen.
.
.
.
Yok abi, 'Gebersin' diyor. Valla billa. He yaa.
Tabi abi tabi. Orospunun önde gideni, bilmez miyim? İnsan onca zaman seviştiği kişiye gebersin der mi? Hiç işte.