Sunday, June 30, 2013

Onu Beklerken...

Bir kere sevince, her detay O'na kodlanır. Baktığın her ten, onun ucuz birer taklididir artık. Kıyas kriterin oluverir birden o muhteşem beden, 'karşılaştırmalı edebiyat' okuyanlara taş çıkartırcasına gözlemler başlar, en naif tespitler istila eder aklı:  'Onun dişleri kadar güzel değil', 'Onun kokusu gibi kokmuyor', 'Tamam, aynı koku; ama onda bi başka kokuyor', 'Lenstir lens, onun gözlerinin yakınından bile geçmez!'', 'Onun dudaklarına bi bak, bir de şu çizgifilm karakterini andıran yaratığa!', 'Onun gülüşüne mi benziyor? Yok artık. Daha neler!' gibi tatlı saçmalıklar birbirini takip eder. Ama en güzeli de vicdanında gelişen oto-kontroldür. Önceleri hayır diyemeyeceğin teklifler, gelsin diye beklediğin davetler artık reddedildikçe haz veren, geri çevirdikçe hem özgüveni, hem de sevgiyi arttıran birer katalizör haline gelir. 

Gün 24 saat değildir artık. Onlu dakikalar ve onsuz asırlardan ibarettir gezegenin 24 saatlik devinimi. Hafta 7 gün değil, yıl zaten asla 365'e erişemez o varken yanında. 
Kimi vakit zaman genişler, saatler geçer; ama 'Daha yeni gelmiştin'ler eşlik eder gidişlere. Bazen de daracık gelir zaman, boğulur gibi olur insan onu beklerken. Hepi topu 4 dakika gecikmiştir; ama varsan baksan insanlik tarihinin 400 yılına denk bir serüven anlatır bekleyen. 

Beklemek.. 
Beklersin, bazen bir annenin camda çocuğunu beklediği gibi ürkek ve müşfik, bazen  doğumhanenin kapısında stresten tırnaklarını kemiren bir kocanınki gibi heyecanlı ve titrek, bazen yıllardır emek verdiği öğrencisini mezun etmek üzere olan bir öğretmen gibi gururlu ve hüzünlü, bazense giydiği hükümden ötürü yıllardır kadınına dokunamamış, onun teninde demlenmemiş, sıcaklığına hasret bir mahkum gibi tutkulu, arzulu ve aç. 

Belki de evrendeki en faydalı icattır beklemek. Her kim bulduysa, ellerinden öpülesi! Güzeldir beklemek, sonunda ona erişmek varsa. Hatta beklemektir kimi zaman ateşin hârını artıran, tutkuyu şahlandıran, teni tutuşturan ve aklı uyuşturan. En güzel aşk cümleleri beklerken çıkanlardır. Zihnine düştüğünde burnunu sızlatan bir hatıranın tetiklediği cümleler an gelir değme şairlere nal toplatır. Bazen Nazım kesilir insan, Pirayesi'ne gönderdiği tek satırda anlatır koca bir romanı, ya da sanır anlattığını. Bazen de bir Baudelaire hüviyetine bürünür elit kelimeleriyle, 19.yüzyıl Paris'ini yaşatır cümlelerinde. Ama en çok kendisidir, en fazla kendi gibi kokan hecelerde sunar yine kendisini. Kaynağı o olan heceler, ondan doğup yine ona akan kelimeler, ona döküleceği ana kadar damla damla biriktirilen cümleler...

Onu beklerken kökünden değisir dilbilgisi; odur artık en zarif cümlelerin dolaysız tümleci, en eylemsiz yüklemlerin gizsiz öznesi, en sıfatsız tamlamaların zümrüt belirteci ve kurulan en mavi öbeklerin tamlayanı, tamlananı, iyelik eki.

Belki de beklemek, sonunda o geleceği için güzeldir ve hatta o, bekleyişler güzelleşsin diye gelecektir.