Wednesday, December 23, 2015

İlişki Bittikten Sonra Arkadaş Kalmamak İçin 7 Sebep

İlişkilerin bitmeyen sorunudur 'ayrılmak ama dost kalmak'. İsviçreli bilimadamları bu konuda araştırma yapmış mıdır bilmem; ama onları bu ağır yükten kurtaracak bazı yönlendirmelerde bulunabilirim. Bir ilişki bittikten sonra iletişimi devam ettirmek hatta görüşmek, düne kadar aynı evi, aynı yatağı yahut hayatı paylaştığın insanı 'arkadaş' gibi görmeyi, ona bakışını bir anda nötrleştirmeyi, ona karşı hissizleştirmeyi gerektirir -ki zaten söz konusu ciddi bir ilişkiyse, insan beyninde henüz bir 'turn off' düğmesi keşfedilmediği için bu çok zordur. Bu yüzden 'ayrıldık ama hala arkadaşız' koca bir yalandır, aslında 'Sevişecek yeni birisini bulana kadar takılıyoruz' gibi bir alt metin içermektedir. Eğer amaç o kişiyi hayatından tastamam çıkarmaksa yapılacaklar bellidir.

Şöyle ki:
1) Aman Facebook'tan silmiyim; yoksa ezik görünürüm.
Bu efsane, ayrıldıktan sonra kontrolü elden bırakmak istemeyen hasis ruhlu sevgililerin hurafesidir. Ayrıldıktan sonra tüm sosyal medya hesaplarından silmek eziklik değil; bilakis güç ve irade göstergesidir. 'Seni hayatımın her alanından siliyorum' mesajı içerir. Kimisi bunu 'Silersen çok önemsediğini göstermiş olursun' diye yorumlasa da düne kadar 'hayatınızın anlamı' ilan ettiğiniz kişiyi 'önemsiyor' görünmenin yanlış olduğunu kimse iddia edemez. Ayrıca ona ne sizin hayatınıza yeni katacağınız insanlardan, paylaşacağınız videolardan yahut yazacağınız yorumlardan? Bitti mi? Bitti. Eee?

2) Bu tweeti bana mı attı şimdi?
Sosyal medyadan takibe devam edilirse karşılaşılması muhtemel en büyük sorun, yazılan her şeyin tarafları üzerine alması olacaktır. Acaba bu tweetle bana mesaj mı vermeye çalıştı? Bana laf mı sokuyor? Şarkı paylaşmış, kesin kalbi yumuşamıştır dur şunu bi yokliyim... gibi sonu gelmeyen safsatalar beyni esir alır, bu da yersiz tartışmaları beraberinde getirir.

3) Taksim'e gitmiş... Acaba yanında kim var?
Hanımlar beyler, ayrıldığınız kişinin nereye gittiği, kimle gittiği sizi neden bu kadar ilgilendiriyor hala? Amacınız bu ilişkiyi ciddi anlamda bitirmek mi, yoksa 'istemem yan cebime koy'culuk oynayıp karşı tarafı çıldırtmak mı? Hmm, yoksa bu da minik oyunlarınızdan birisi mi? İlişkiyi düzgün yönetemediniz, bari ayrılığı düzgün yönetin.

4) Fotoğrafta onun beline sarılan kim?
Belki bir iş yemeği, belki arkadaş buluşması belki de yeni hoşlanmaya başladığınız birisiyle bir fotoğraf çektirdiniz ve koydunuz Instagram'a. Yaklaşık 45 saniye içinde 'Kim o yanındaki???' içerikli bir mesaj almanız çok muhtemeldir. O yüzden n'apıyoruz, eski sevgiliyi Instagram'dan da siliyoruz, tıpkı diğer yüzlerce kanaldan sildiğimiz gibi. Biliyorum çok zor, 'Kim uğraşıcak şimdi' diyorsunuz ama.. Öteki türlü uğraştığınız şeyler daha da artıyor. Gece yarısı belki de yeni ilişkiye başladığınız birisinin yanında eski sevgilinize hesap vermek yahut onunla tartışmak zorunda kalabilirsiniz ki bu her iki tarafın da tadını kaçırabilir.

5) Seni merak ettim, bi sesini duymak istiyorum.
Bunlar hep Amerika'nın oyunu. Bu cümleyle başlayan konuşmaların %96'sı 'Neden ayrıldık? Sen şöyle yapmasaydın bunlar olmazdı. Ben bunu demeseydin şöyle olurdu' gibi birbirini suçlayıcı, sonrasında da hakarete varan cümlelerle sonlanır. İstatistiği neremden mi uydurdum? Hah.

6) Tanıştırayım, sevgilim; bu da eski sevgilim.
Eski sevgilinizle iletişimde kalmak, hatta daha da ileri gidip görüşmeye devam etmekteki amaç nedir? Yarın bigün yeni ilişkiniz hakkında dertleşmek mi? Tüyo almak mı? Aynı yatağı paylaştığınız bir insana gün gelip duygusuzca tokalaşıp 'Selaam, nabeeer? İyidir valla, nossun' diyecek kadar kereste misiniz arkadaşlar? Yoksa 'Ya senle gittiğimiz güzel manzaralı bi kafe vardı, neydi oranın adresi bi atsana whatsapptan' demek için mi kenarda hazır bulunduruyorsunuz eskileri?

7) Demek bi başkasıyla görüşüyorsun he...
Eski ilişikinizle iletişiminizi devam ettirmek sizi farkında olmadığınız bir döngünün içine sokar, ister istemez ona karşı bir sorumluluk hissedersiniz. Hayatınıza girecek yeni insanlara karşı özgürlüğünüzü ve özgünlüğünüzü kaybedersiniz. Bir tweet atacaksanız 'aman yanlış anlamasın' der silersiniz. Bir müzik paylaşacaksanız 'Anısı var' deyip vazgeçersiniz. İçinizden geldiği gibi değil; farkında olmadan o kişinin istediği gibi davranmaya devam edersiniz.

Biten ilişki ne kadar yoğun yaşanmış olursa olsun, artık 'bitmiş'tir. Nasıl ki biten bir kitabı yanında taşımaz insan; ama çöpe de atmaz, kitaplığında kıymetli bir köşeye koyar okunmuş diğer tüm kitaplar gibi, aynı öyle davranmalı biten ilişkiye de. Ne bir ilişki bittiği için taraflar tü kaka olmalı, ne de 'Aman şimdi pat diye ayrılmıyım, çok üzülür' mantığıyla yavaş yavaş ayrılmalı. Net olmalı. Bir şey ya vardır, ya da yoktur. Ve geride bırakıp yola devam etmesini bilmeli. 

Thursday, December 17, 2015

Kadınların İlişkide Yaptığı En Korkunç 8 Hata

Gün geçmiyor ki bir takipçim yaşadığı ilişkisiyle ilgili sıkıntıları mesaj kutuma düşürmesin. İnanın bi yerden sonra elimi ekrandan uzatıp, gırtlağından sıkıp 'Mal mısın ulan!' diye diye kendine getirene kadar sarsmak istiyorum; ama bunun bile fayda getireceğinden kuşkuluyum. 

Haddim olmayarak, bana atılan mesajlardan derlediğim ve hanımefendilerin ilişkiler esnasında sıklıkla düştüğü hataları sizlere arzetmek isterim. Umulur ki flört kariyerinin henüz başında olanlar okuyup ibret alır ve taptaze, masmavi ilişkiler yaşarlar, zebil ziyân olmazlar. 

1) En sıklıkla rastladığım hata, Facebook, Twitter, Instagram ve e-mail şifrelerinin erkeğe teslim edilmesi. Hanımlar, karşınızdaki Nick Bateman da olsa, kimseye özelinize müdahale ettirmemelisiniz. Bırakın sevgililiği, evlenseniz dahi sizin bir kendinize ait özel alanınız olduğunu unutmayın. Eğer karşınızdaki kişi sizi ayrılmakla tehdit ediyorsa bırakın gitsin. Size güvenmeyen bir insanın sizin hayatınızda işi yok. Kendinize olan saygınızı yitirdikten sonra kaybedeceğiniz başka bir şey kalmadığını farkettiğinizde inanın çok geç olacak. 

2) Hanımefendi hesabını baştan sonra erkeğin imgeleriyle donatıyor. Bio'da ilişki başlangıç tarihi, altta ikisinin baş harflerinden müteşekkil bir imza, kuvvetle muhtemel erkekle yanak yanağa çekilmiş bir profil fotoğrafı... Buraya kadar iyi, hoş. Ulan erkeğin hesabına bakıyorum, sanki Gabriel Garcia Marquez'in '100 Yıllık Yalnızlık'ını oynuyor. Öylesine kızdan eser yok. Öylesine çaresiz ve yapayalnız. Kızımız sorduğunda ise ya 'Eş dost akrabalar görürse sorun çıkar' oluyor, ya da 'Ben sana sevgimi bunlarla mı göstericem' deyip sıyrılıyor. Bizim minnoş da 'Peki o zaman ben neden hesabımı seninle donatıyorum' sorgusundan uzak. Henüz gelişim evresine ulaşamamış. 

3) Hayatında babasının bile kendisine saymadığı lafları sayan erkeği alttan alan, onlara müsamaha gösteren karaktersiz kızlarımız. Anası babası o sözleri söylese evi terkedecek olan kızlar, elin adamına sayısız kere hoşgörü gösterip tavizler veriyor. Sonucu tahmin ediyorsunuz. Götüne tekmeyi yiyip ortada kaldığında incinen onuru, örselenen gururu ve tamir edilmesi zor bir özgüven zedelenmesi ile hanımkızımız depresyona merhaba diyor. 

4) Hayatınıza alacağınız hiçkimse sizden kıymetli değil. Canınızı sıktığı, ruhunuzu bunalttığı, kişiliğinize dokunduğu anda dur demesini, başka bi tabirle siktir çekmesini öğrenmeniz lazım. Uçak bile düşerken oksijen maskesini ilk siz takar, sonra yanınızdakine takarsınız. Önce can geliyor. Verdiğiniz tavizlerin bi süre sonra enayilik olarak size geri döneceğine ben garanti veriyorum. 

5) Bir takipçim, terkedildiği sevgilisini anlatırken 'Geçmişte beni birkaç kere aldattı, geldi kapımda yattı, ben de kıyamadım affettim' ifadesini kullanmıştı. Aslında olayın cevabı içinde gizli. Sizi hiçe sayan insanı siz hiçe saymayıp üstüne bir de onu hayatınıza yeniden dahil , yiyeceğiniz boku kendi ellerinizle hazırlıyorsunuz demektir. Bunun bir de 'Geçmişte bikaç kere beni dövmüştü. Çok dil döktü, özürler diledi. Affettim' versiyonu var ki terkedilirken çocuk son bi veda dayağı atmayı ihmal etmemiş. E şimdi siz bu kadar karaktersiz ve onursuz olursanız başınıza gelenlerden ötürü ne şikayet etme hakkınız olur, ne de anlattığınızda insanlardan teskin edici şeyler duymayı bekleyebilirsiniz. Azıcık mantık. Azıcık onur. Azıcık gurur. Allah rızası için. 

6) Denk olmayan sevgili seçimi: Kim ne derse desin, bu ülkede ilişkilerde yerleşik bir ataerkil düzen var. Bu kötü bir şey mi? Her zaman değil. Ama seçtiğiniz erkek sosyo-ekonomik olarak, zeka bakımından yahut yetiştirildiği aile değerleri bakımından size denk değilse, bu adam o dengesizliği ya psikolojik baskıyla dengeler, yahut şiddetle. Gördüğüm ve duyduğum çoğu bu tip dengesizlikte erkek kendisinden daha üstün olan kadını hazmedemediği için başka şekillerde baskı altına almaya ve altta kalan egosunu o şekilde teskin etmeye çalışır. Birlikte olmak istediğiniz erkeği iyi tahlil edin. Kendinize denk olmadığını düşündüğünüz bir erkeğe tahammül etmek zorunda değilsiniz. 

7) Ciddi bir ilişki düşündüğünüz erkeğin ailesini gözardı edemezsiniz. İlişkinin ciddiye dönmesi durumunda duruma aileler de müdahale edeceğinden nasıl bir ailede büyüdüğü ve nasıl bir ahlakla yetiştirildiği ciddi derecede önemli. Babasının her akşam eve alkollu gelip annesini dövdüğü bir erkek muhtemelen rol model olarak öyle bir babayı benimsemiştir. Ya da en hafif ifadeyle, babanın eşini dövmesini bir hak yahut normal bir durum gibi görebilir. Elbette istisnaları vardır. Tüm bu şekilde büyüyen kişileri itham etmek doğru olmaz. Ama sanırım böyle önemli bir mevzuda zat atmak, risk almak da o derece doğru olmayacaktır. 

8) Bekaret takıntılı erkekler. En sık şikayet edilen ve en iğrendirici hususlardan birisi bu belki de. İlişkinin başında sizle bu muhabbeti yapan erkekten uzak durun. Kimsenin sizi bu sebepten ötürü rencide etmesine izin vermeyin. Bir kadın olarak siz bir zardan fazlasısınız. Kimsenin size bir zar kadar değer vermesine müsade etmeyin. Hele ki bir erkek karşınıza bunu sorun olarak çıkartırsa ne utanın ne de bir dakika daha orada kalın. Kendisi sayısız kadınla olmuş bir erkeğin bâkire birsini istemeye hakkı yok. Hoş, öyle bile olsa bir kadını zarına göre değrlendirmemeli bir erkek. Bu noktada erkeklerin de azıcık uyanık olmsı gerekiyor. Teknoloji ilerledi ve zar dikimi denen bir şey var. Hem de 2000 TL'ye eskisinden sağlam dikiyorlar :) Kaldı ki görüntüde 'bakire' olsa bile bu senden once kimseyle çırılçıplak bir yatağa girip solukusuzca sevişmediği anlamına gelmiyor. Sığ olmaya gerek yok. İlla gerdek gecesi kan görmekse mesele, ya da erkeğin aile büyükleri ertesi sabah kanlı bi çarşaf görmeden rahat etmeyecekse, beyefendinin çükünden bi parça kesip o kanı elde edebilirsiniz. Kısasa kısas. 

Listeyi uzatmak mümkün; ama sıkça karşıma çıkan durumları derlediğimde bu şekilde özetleyebilirim genel tabloyu.
Kısaca, ilişki yaşamak bir tarafın diğer taraf üzerinde tahakküm kurması değildir. Size, kişiliğinize ve daha da önemlisi kadınlık onurunuza zarar gelmemesini sağlamak başta sizin göreviniz. O saygı yitip gittikten sonra dikiş tutturmak pek de mümkün olmayacaktır.

Monday, August 24, 2015

Anne, Ben Lezbiyen Oldum!

Öncelikle bu sosyolojik eğlenceme katkıda bulunan tüm beyefendilere teşekkürlerimi sunuyorum. Bi süredir hayata geçirmek isteyip fırsat bulamadığım bir şeydi bu yaptığım. Bir fake kadın hesabı yarattım. İçine gerçek söylemler ve fotoğraflardan oluşan bikaç tweet. Hepi topu 120 tweetle başladım işe. Zaten kendisini takip ettiğim arkadaşların beni geri takip hızına hayran kaldım. İnanılmaz bir çeviklik, muhteşem bir atiklik ve takip tuşuna bağladıkları mesaj gönder tuşu... 40'a yakın değişik erkekle yaptığım yazışmalar beni dehşete düşürdü. 

Burada yazacaklarımdan kimse alınmasın, gücenmesin. Naçizane görüşlerimdir. Beni bağlar sadece. Lakin fikir ve görüşlerime değer veren onbinlerce takipçimi temin ederim ki böyle süzme bir analizi arasanız bulamazsınız ^_^

1) Erkeğimiz orijinallikten bi hayli uzak. Konuya zınk diye 'Slm :)' gibi bir mesajla girmenin gol getirmeyeceğini artık birileri bu çocuklara söylemeli. Konuşmanın başında gereksiz samimiyetler, bebeğimler, canımlar, tatlımlar... Hatta bikaç kademe ileri gidip de 'ruhum' demeler. 'Sende değişik bi hava var'lar, 'Diğer kızlardan daha değişik geliyorsun gözüme'ler... Ben bunları okurken zaman zaman kıçımı kullandım gülmek için. Ulan 6 dakikada benim hangi farkımı gördün gavat! Bunları her gün duyan kızların nasıl tepki vereceklerini düşünemedim bile. 

2) Bio'da ayan beyan yazan bilgilere rağmen o bilgilerin sorulması zeka puanı hakkında ciddi kuşkular doğurabiliyor. 'Nerde okuyorsun? :)' sorusuna 'Bio'ya baksana amınakoduğumun evladı' dememek için inanın çok tuttum kendimi. Ama deneyimiz gereği bunu yapmamalıydım. Ha, bi de her mesajın sonuna konan yavşak bir gülücük var. Cidden amacınız ne beyler? Karşı tarafa ne kadar güzel dişleriniz olduğunu buluştuğunuzda gösterirsiniz. Ama 'Hangi semtte? :)' cümlesi bana 'Akşam seni sikmeye gelicem müsaitsen :)' gibi geliyor nedense. 

3) Hepimiz erkeğiz. Hepimiz güzel kadın görünce isteriz. Buna kimsenin itiraz yok. Ama Allah rızası için, kendinizi karşıdaki kadının yerine bir koyun. Günde zaten 20 tane seninki gibi sıradan bir 'Slm :)' geliyor. Neden kendini birazcık farklılaştırmıyorsun? Neden yarışı biraz önce bitirme gayreti içinde değilsin? Nasıl mı? Zor değil. Bir kadına yazmadan evvel 5 dakikanı ayır. Bu kız ne okur, nerde yaşar, paylaştığı müziklerden müzik zevki nedir, yaptığı yer bildirimlerinden nerelerde takılır, takip ettiği grup, sanatçı, artistlerden sanat algısı nedir bunları bi çöz, yazdığı blog varsa oku, bak bakalım neleri sever/sevmez. Hatta zahmet olcak ama, her kadının bi burç paylaşımı vardır, in aşağılara da bak bakalım neler paylaşmış kendi burcuna dair. İnanın bunları yapmak 5 dakikadan fazla almaz. En azından muhabbete nerden gireceğinizi bilirsiniz. Konu tıkanmaz. Kız bişey mi söyledi, bağla onu en sevdiği yazarın bi sözüne. Ya da buluşmak mı istiyorsun? Bırak çayı, kahveyi, gece club'a götürüp ordan eve atma hayalini; 'Cuma Yasmin Levy konseri varmış. Benimle gelmek ister misin?' de. Öncesinde buluş, tanış, iç çayını, kahveni, biranı. En azından farkını belli et. 

4) Küçükken 'Göster amcalara çükünü' ile büyüyen çocuklar, büyüdüklerinde de kızları çüklerini göstererek etkileyeceklerini zannediyorlar. Konuşmanın daha 10.dakikasında konuşacak şeyi kalmayan erkeğin genel eğilimi 'Fotoğraf atsana.. Ben de benimkini atarım sana :):):):)'
Bakın beyler, çok net söylüyorum bu bir orospuçocukluğudur. Zekanızla etkileyemediğiniz kızı çükünüzle oturduğu koltuktan kıpırdatamazsınız. 'Gösteririm ama korkma... Hepsini içine alabilir misin' gibi beylik düzmece ifadelere girmeyeceğim bile. Bunun bir de daha sormadan kut diye penis fotografini atan versiyonu var. Adamin kimligi bu belli ki. Onunla var olmus ve varlik alani sadece siki kadar. O yuzden her yere elinde sikiyle gidiyor, zekasinin yetisemedigi her yerde (ki bu da zaten hemen hemen her ana tekabul ediyor) zink diye cikarip pipisinin fotografini yolluyor. Sanirsin ismini sormusum, o da bana fotografini atmis. Cok manidar, degil mi? Bunlarla etkileyeceğiniz kadınlar, ancak zeka gelişimini tamamlayamamış, beyni vajinasına sıkışmış hafifmeşrep kızlardır ki onlar için de gerçekten bu kadar uğraşmaya değmez. 

5) Bir kadına yaklaşmaya çalışırken darlamayın. Kadınlar garip ve bizim çözemeyeceğimiz kadar karmaşık canlılar. Bir mesaja cevap gelmiyorsa o an kız whatsapp grubunda çok önemli bir dedikodu dönüyor olabilir. Babasına yemek hazırlıyor olabilir. Regl olmuştur, yatağında kıvrım kıvrım dönüyor da olabilir. Attığı mesaja 4 dakikada cevap gelmediği için 5.dakika 'Heyy', 6.dakika 'Neden kaçtın? :((', 7.dakika 'Alooooo' gibi şeylerle dikkat çekmeye çalıştıkça dikkati kendinizden uzaklaştırırsınız. Bırakın, kız yazmak isteyince yazar zaten. Suratında 'Höffff. Bu da iyice yapıştı he' ifadesini oluşturduğunuz bir kızdan olumlu dönüş alma oranınız, Beşiktaş'ın harika başladığı bir maçı harika sürdürüp yine aynı harikalıkta bitirmesiyle eşdeğer bir orana sahip. Ona göre. 

6) Elbette erkeğin arabasına, kaslarına, parasına tav olan kadınlar var. Lakin siz yine de bunu kadının gözüne sokmadan deneyin. Yolladığınız o 'araba sürüyorum' imajında BMW logosu gözükmek zorunda değil. 6 ay fitness yaptınız diye beliren kas zerreciklerini her fırsatta belli etmek zorunda değilsiniz. Bu yazışmalardan birinde 'Biletini alayım da Antep'e gel haftasonu' diyen biri oldu. Yani bir kadına kendini daha nasıl fahişe gibi hissettirebilirsiniz bilmiyorum. Ama ben öyle hissettim bikaç saniyeliğine. Loca actirarak pahali ickilerle sizden etkilenip de size 'verecek' olan kiz, size sadece o gece verir. E zaten tek gecelik bir eglence icin o kadar masrafa da gerek yok. Gidin Laleli'ye, degme bir Rus hanimefendisini bir gece Reina'da locada kiza yedirip icirmekten cok daha ucuza halledersiniz. Hem onu zekanizla da cezbetmek gibi bir mecburiyetiniz yok. Onun ilgi alaninda sizin zekaniz yok cunku.

7) Örnekleri uzatmak mümkün. Lakin finale bağlayacağım. Bir kadın sizi reddettiğinde çirkinleşmeyin n'olur. Bişey hoşuna gitmemiştir. Mümkün değil ama belki sizi sevmemiştir. Bana da çok saçma geliyor evet. Sizi sevmeyen ölsün bence de. Yahut o an canı istemez ama iki gün sonra kendi gelir. Reddedildiğinizde 'Eh peki bakalım. Git başkalarına ver' denmez. 'Başkasına vermeden önce benimkini bi daha düşün ;);)' denmez. Zaten bi kere 'vermek' nedir beyin fakirleri? Kim kime ne veriyor? 
Bir kadın size hayır diyorsa, en kötü ihtimalle bu 'Hayır'dır. Daha kötüsü yoktur zaten. Gider, 'çükünüzü sokacak başka delik ararsınız', gelen tepkilerden bitanesinde belirttiği gibi. 

Özetle ben tiksindim. Bir erkek olarak, kadınların maruz kaldığı bu zekadan mahrum, inceliklerden uzak, orijinallikten azade, sürprizsiz, düz, sonraki adımı tahmin edilebilir ve biri diğerinin kopyası diyaloglardan sıtkım sıyrıldı son 1 haftada. '2 yıldır yalnızım' diyen bi kadına rastladığımda içimden 'Hassiktir lan ordan. Kim bilir kimler geldi de sen kendini ağırdan satmaya çalıştın da herifi bezdirdin' derdim. Hepsinden özür diliyorum. Değil 2, 200 yıl da yalnız kalsanız bu tip bir erkekle vaktinizi ziyan etmeye, kendinizi daha da kötü hissetmeye, özsaygınızı yitirmeye değmez. 

Kadın olsaydım bana böyle yaklaşan onca erkekten sonra ya direncimi kaybedip, 'Demek böyle yürüyor bu işler' deyip teslim olurdum. Yahut kurtuluşu başka bir kadında bulurdum. Dur bakalım, daha yaşım genç; baktım erkek halimle bişey bulamadım kendime, lezbiyen de oluruz ilerde ^_^

Friday, July 24, 2015

Mavi Bir Huydur Bende

“Put a little blue in everything you do” der çok sevdiğim bir Ingiliz deyimi, yani "Yaptığın her şeyin içine biraz mavi kat" der; boşa dememiştir. Çünkü bilir, mavi, beyazı masumluktan korur, yanısıra siyahı sürükler. Mavi, görünür kılınmış karanlıktır; ‘lingua franca’sıdır kağıda dökülememiş her duygunun.
Donuk olduğunda donduran, duru olduğunda rahatlatan, çok az renkle birlikte katlanılabilen; ama yine de dünyanin 3′te 1′ini kendine almış renktir mavi.

Her şeyi içine alan havanın, evreni sarmalayan o derin boşluğun rengi.

Tükenmek bilmez umudun, düşlerinden asla vazgeçmeyenlerin mavisi
Karanlığın gülümseme maskesi…

“Alışamadım bir türlü sığlara

benim yolum derinlere derinler mavidir
hasret şarkıları çalınır söylenir gönlümde
o yüzden dalar dalar giderim uçsuz mavilere
benim umutlarım mavi benim hüzünlerim mavi
bir de emanet yüreğim var bir bilseniz masmavi” demesinin bir sebebi olmalı Nev’in.
Mavi nihayetsiz bir enginliktir, bazen derin bir nihayetsizliktir. Hürriyettir mavi, kendini ve evini uzaklarda aramaktır.
Bazı vakitler alacakaranlık bir melâldir.
Kabına sığamamaktır, ya gönül kırıklığından ya coşkudan, yerinde duramamaktır. Akıp giden bir asalettir.
Gece vakti hem altına yaraşır, hem gümüşe. Tükenmeyen zamandır, yekpare.
Dinmeyen bir yakıcı susuzluktur, teskin edici bir serinliktir, baş döndürücüdür. Yüceliktir, ötelerden sesleniştir.
Çağrıdır; bilmediğin, ama tanıdığın, sevdiğindir. Alçalmasına tahammül edemeyeceğindir, süs püs oluverir bazen, boncuk boncuk; sesi kesilir, sus pus olur. Sabırsızlıktır, bekleyememektir ve bekletmeye gelmez; tez solar. Dünden gelip yarına giden bir yoldur, eşini yoldaşını aramaktır.
“tâ yanında” bile ona hasret olmaktır. İncecik sırça kırılganlığıyla kuşatılmış koca bir boşluktur, damla damla dolmaktır. Uzaklardan gelecek bir cevaptır mavi, zümrüt parmaklardan avuçlara inen heceler kavminin henüz yerleşik hayata geçememiş halidir.
Anlamlandırmaktır geceyi. Gül kurusu sandukaya matuf karanlıkta el yordamıyla huzuru bulmaktır. Harflerin sıcaklığın teninde hissetmektir biraz. Hissettikce yeşermektir.

“Tut nefesini, beraber dalalım’dır.

Nice batık gizler bağrında, hazine dolu. Yitiğinin saklandığı yerdir mavi, dün kaybettiğini yarın bulmaktır.
Özlemin tanımını bulduğu, hüznün kendini yaşadığı, bakışın derinleştiği, söze uyumun, müziğin, eşsizliğin katıldığı biricik noktanın adıdır mavi.
Mavi öz itibariyle hissettirir varlığını.

“Dokununca ben, mavi açar yanaklarında nazlı güllerin” diyebilmektir mavi.

Deliliktir, ardının hesaplanmayacağı cesaretler bütünüdür.
Geri adım atmanın zor olduğu andır mavi; akıp gitmektir nazlı lalelerin yetiştiği topraklara.
Huzur ve tek başınalığı sembolize eder biraz da. Güçlü bir duruş ve varoluşun yankılı imgesidir mavi.Yabancıdır aynı zamanda, insan olmayan, alışılmadık; ancak bir o kadar da gizleyen, kendi varlığını kendi içinde.

Yanılsamadır, bazen uzaktan görüldüğünde göz alıcı olan ama yakına gidildiğinde parlaklığının içinde boşluk olan.

Duvarları sembolize eder, duvarlar ki insanları tutsak eden, birbirinden ayıran ve bazen acımasızca çevrelerini ören.
Ama duvarların kimi hapsettiğini düşündürür hemen sonra; içindekini mi yoksa geri kalan her yeri mi?
İlgiyi cezbeder ve aynı zamanda yaklaşanı iter; dinginliğin içindeki gerçeklik dışı ve gizli kaostur o. Kendi içinde evrilir ve değişir ilk bakışında.
Saatler süren bir ritüelin etkileri gibi tayftan tayfa geçtiğini hissedersin.
Zümrütten geçen ışığın kırılmalarının izdüşümüdür mavi.
Uyarır mavi ve aynı zamanda sakinleştirir. Güvenli ve eşit oranda tehlikelidir. Dışı yaşamın kendisine dair olduğu oranda içi de yaşamın hemen sınırında, dışındadır; görmesini bilene.

Bir söz ustasına:

“Güneşin önünde
yarım kanat yelkenlidir aşk…
alır götürür seni
bilinmeyen maviliklere
mavi sevdadır bi’ tanem
mavi umut
sen gönlünü mavi tut e mi?
mavi tut!” dedirten de ta kendisidir mavinin.
Mavisini yitirmişse yaşamak bu ıssız vücutlar arası yolculukta, en yakın demlenme tesislerinde durmalı; biraz maviye bulanmalı. Sahi, ne kadar oldu sen maviye dokunmayalı?

Monday, January 12, 2015

Bu gece son, biraz sonra bu kapıdan...

Her vedanın klasik şarkısıdır "Bu gece son.. Biraz sonra bu kapıdan son kez çıkıp yine kendimi vuracağım yollara..." İstemsizce mırıldanır dururuz şu bikaç satırı ya gidiyorken ya da birini uğurluyorken uzaklara. Yaklaşık 1 yıl uzakta kaldığım vatanımdan, ne zaman döneceğimi bilmediğim yeni bir yolculuğa çıkıyorum yine. Üzerimde kiminin âh'ı, kiminin günahı; kiminin boynuna doladığım kollarım, kiminin ruhunu kıpırdattığım dokunuşlarım, bazısının canını yaktığım dilim ve hepsinin tamamlanamamış cümlelerim...

'Neden Bu Elveda' çalıyor radyoda bu satırları yazarken. Üzülüyorum, neye üzüldüğümü bilmeden. Ne ruhumu acıtan bir imge var belleğimde, ne parmakuçlarımı kemiren bi hasret. Ne içime oturan bir ayrılık ne de söz verip ortada bıraktığım bir çift göz. Aldanan oldum; ama aldatan olmadım. Yolda bırakılan oldum, ama sözünden dönem olmadım. Gözlerinin içine bakıla bakıla kandırılan oldum; ama kandıran olmadım. İftiraya uğrayan oldum; ama bile isteye hiç kalp kırmadım. Daha bugün bile sırf sözümden dönmüş olmamak için, 'sözünde durmak' nedir bilmeyecek birisini saatlerce bekledim. Çünkü herkesleşmek çok kolaydı da, farklılaşmak çok zordu. Ben zor olanı seçtim. Belki de hep bu yüzden yalnızdım. Birlikteyken de yalnızdım, yalnızken zaten...

"Yazmasam çıldıracaktım" der ünlü bir söz üstadı. Belki ben de çıldırmamak için yazdım. Öyle kısır bir döngü ki bu, yazdıkça acıyorsun; acıdıkça daha çok yazasın geliyor. Ne zaman rahata ersen kalemin tutuluyor. Bu sefer sadist bir gülümsemeyle yazmayı istiyorsun. 'Hüzündür en çok yakışan bize' diyor bir başka söz üstadı. Çünkü yazı sevmez saadeti, masmavi bulutlardan çıkmaz yürek burkan heceler; olsa olsa gridir hüznün rengi, onun da sonu uykusuz geceler. Yani neresinden baksan iki ucu pis değnek.

Hep gıpta etmişimdir ayrıldıktan sonra hastalıklı bir şekilde aylarca sevgililerini peşinden koşturan insanlara. Benim hiç öyle ilişkim olmadı mesela. Belki de ben izin vermedim öyle olmasına. Çünkü kimseye tutamayacağım sözler vermedim. Kimsenin gözlerinin içine baka baka yalan söylemedim. Kimsenin gururuyla oynamadım. Kimseyi ortalık yerde pespaye rezil de etmedim. Hem neden peşime düşsün ki bi sevgili benden sonra? Ben onlara hep en güzelini yaşatmaya çalıştım. Ne kendi ezikliğimi gölgelemek için onları ezdim, ne de olmayan bir şeyi var gibi gösterip haksız zaferler elde ettim. Ama oyunun sonunda kaybeden hep bendim. Olsun, en azından arkamda bir çift nemli göz bırakmadım. Belki bu bile başlı başına bir gurur kaynağı olabilir bana.

Kokular geliyor burnuma, birbirine karışmış kokular. Bakışlar uçuşuyor gözlerimin önünde.. Sesler birbirine giriyor. Hazlar plastikleşip sözler kıymetini yitiriyor. Silik bir Manhattan silueti Kız Kulesi'nin arkasından göz kırpıyor. Broadway'in ışıltılı sokaklarından İstiklal'e çıkıyor yolum aklımın tenhalarında. 5. Cadde'nin vitrinlerini izlerken birden kendimi metrobüsün camından hızla akan araçları seyrederken buluyorum. New York benim için artık İstanbul; İstanbul'u ise kucağıma bıraktığı yalnızlıklara rağmen hala aynı tutkuyla seviyorum.

Yaşayamadıkça yitiriyoruz ruhaniyetini aşkın. Her yarım kalmışlık bir çentik daha açıyor gönül hanemizde. Su alıyor gemimiz, farkına varmıyoruz...

İnceden bi melodi geliyor kulağıma: "Bu gece son. Biraz sonra bu kapıdan son kez çıkıp yine kendimi vuracağım yollara..."